Toplu Taşımada Sosyal Belediyecilik Nerede Kaldı? Ticari Kaygılar ve Vatandaşın Yükü
Eskiden serbest piyasa koşullarında işler daha net yürürdü: Maliyetini kurtaramayan bir işletme ya devreder ya da kepenk indirirdi. Ancak söz konusu toplu taşıma gibi halkın her gün mecbur olduğu hayati bir hizmet olduğunda, esnaf kendi ticari riskini doğrudan fiyat tarifelerine yansıtarak kendini koruma yoluna gitti.
Günümüzde ise dolmuş ve özel halk otobüsü hatları sadece bir ulaşım aracı değil; son derece değerli birer ticari plaka ve yatırım aracı haline geldi. Bugün zarar etse dahi kimse o hattı kapatmak ya da plakayı devretmek istemiyor. Çünkü asıl amaç, hattın piyasa değerini ve mülkiyetini korumak. Hat ayakta kalsın, plakalar değer kaybetmesin diye oluşan maliyet yükü ise ne yazık ki doğrudan vatandaşa kesiliyor.
Günün sonunda, her gün işine, okuluna gitmek için araca binen sabit gelirli vatandaşın cebi doğrudan vurulurken; sürekli abartılan giderlerin bahane edilmesi haklı bir sitem ve tepki doğuruyor.
Özel Sektörü Anladık, Peki ya Belediye?
Özel halk otobüslerini ve dolmuş esnafını “ticari kaygılar” çerçevesinde bir nebze de olsa anlamaya çalışabiliriz. Sonuçta onlar kâr amacı güden birer işletme. Fakat kamu kurumu olan belediyelerin otobüs tarifelerine aynı mantıkla zam yapması işin rengini tamamen değiştiriyor.
Belediyelerin temel varlık sebebi kâr etmek veya bir şirket gibi çalışmak değildir. Belediyeler, sosyal devlet anlayışının yerel düzeydeki en önemli temsilcileridir. Asli görevlerinden biri de vatandaşın en temel haklarından biri olan ulaşımı en uygun maliyetle hatta gerekiyorsa ciddi oranlarda sübvanse ederek sağlamaktır.
Sosyal Belediyecilik vs. Bütçe Kolaycılığı
Belediyenin otobüs tarifesini özel dolmuş fiyatlarıyla paralel şekilde artırması, toplum nezdinde haklı olarak şu algıyı yaratıyor:
“Belediye de vatandaşı desteklemek ve sosyal dengeyi korumak yerine bütçe açığını kapatmanın kolay yolunu seçiyor.”
Oysa gerçek bir sosyal belediyecilik anlayışında akaryakıt, yedek parça ve bakım maliyetlerindeki artışlar; doğrudan dar gelirliye, emekliye ve öğrenciye yıkılmaz. Belediye, bütçesindeki diğer kalemlerden örneğin temsil giderlerinden, reklamlardan veya acil olmayan lüks harcamalardan kısıntıya giderek ulaşım maliyetlerini kendi bünyesinde absorbe edebilir.
Halkın zor zamanında yanında durması gereken kurumların, piyasadaki fiyat artışlarını bahane ederek zam kervanına katılması ne yazık ki sosyal belediyecilik ruhuna gölge düşürmektedir. Ulaşım bir ayrıcalık değil, kamusal bir haktır; bu hakkın ticari kaygılara kurban edilmemesi gerekir.
Nesiblog // Haber Merkezi
Share this content:
Yorum gönder