Satır Arasındaki Tarih: “Mürekkep Yalamak” Deyimi Nereden Geliyor?
Günlük hayatta çok okumuş, eğitimli, görgülü ve kültürlü insanlar için sıkça “mürekkep yalamış” deriz. Peki, bilgi sahibi olmakla mürekkebi kelimenin tam anlamıyla “yalamak” arasındaki o tuhaf ve bir o kadar da asil bağ nereden geliyor?
Birçoğumuzun sadece mecazi bir kalıp olarak gördüğü bu deyim, aslında bizi eski zamanların loş yazı odalarına, el yazması eserlerin üretildiği o sabır dolu günlere götürüyor. İşte deyimin arkasındaki büyüleyici tarih:
Hattatların Sabrı ve Pahalı Kağıtlar
Matbaanın henüz yaygınlaşmadığı dönemlerde kitaplar, hattatlar tarafından tek tek elle yazılarak çoğaltılırdı. Bu işlem hem büyük bir dikkat hem de ciddi bir maliyet gerektiriyordu. Çünkü o dönemde yazı yazılan kağıtlar bugünküler gibi seri üretim ve ucuz değildi.
Kağıdın üzerine mürekkebin dağılmasını önlemek ve pürüzsüz bir yazım yüzeyi elde etmek için kağıtlar, yumurta akı ve nişasta karışımından oluşan “ahar” adı verilen özel bir cilayla kaplanırdı.
Silgi Yokken Dil Vardı: “İs Mürekkebi”
Hattatların kullandığı mürekkep de günümüzdeki kimyasal mürekkeplerden çok farklıydı. Bezir yağından elde edilen kurumla yapılan, tamamen doğal ve su bazlı is mürekkebi kullanılırdı.
Bu iki unsur bir araya geldiğinde ortaya ilginç bir durum çıkıyordu:
- Aharlı (cilalı) kağıdın üzerine is mürekkebiyle yazılan yazı, kağıdın liflerine hemen nüfuz etmez, yüzeyde kalırdı.
- Hattat yazıyı yazarken bir harf hatası yaptığında, o dönemde bugünkü gibi silgiler ya da daksiller olmadığı için hatayı düzeltmenin çok pratik bir yolu vardı: Diliyle hafifçe dokunarak mürekkebi yalamak.
İşin Sırrı: Su bazlı is mürekkebi, dilin ıslaklığıyla kağıda zarar vermeden kolayca çözülür ve aharlı yüzeyden hemen silinirdi. Hattat da kuruyan yerin üzerine doğrusunu yeniden yazardı.
Çok Hata Yapan mı, Çok Çalışan mı?
Bir hattat adayının ya da medrese öğrencisinin dirsek çürütürken, binlerce sayfa yazarken hata yapmaması imkansızdı. Dolayısıyla bir kişi ne kadar çok yazıp çizdiyse, ne kadar çok dirsek çürüttüyse, o kadar çok hata yapmış ve haliyle o kadar çok mürekkep yalamış olurdu.
Zamanla bu fiziksel eylem, çok okuyan, çok yazan, ömrünü kütüphanelerde ve yazı masalarında geçiren entelektüel insanları tanımlayan çok zarif bir övgüye dönüştü.
Bugün klavyelerin başında yazarken mürekkep yalamıyoruz belki ama, her bilgi kırıntısının arkasında hâlâ büyük bir emek ve geçmişin o sabırlı hattatlarının izi var. Bir dahaki sefere “mürekkep yalamış” birini gördüğünüzde, aklınıza o loş odalarda kağıdı ziyan etmemek için titizlikle çalışan eski zaman ustaları gelsin.
Nesiblog // Yazı Merkezi
Share this content:
Yorum gönder